Salonantık Talks / Mustafa Taviloğlu

images

16 Aralık 2017

Salonantik Talks serisinin sıradaki röportajını önde gelen perakende mağazası Mudo'ların kurucusu, Türkiye'de sanatın en önemli destekçilerinden Mustafa Taviloğlu ile gerçekleştirdik. 
Röportaj: Zeynep ŞEN
Video: Zeynep TOR

Koleksiyonerliğe nasıl başladınız?

Biz mutasıp bir aileden geliyoruz. Bizim evde resim yoktu. Kabe resimleri vardı, çok güzel Kabe’yle ilgili tablolar vardı, el yazıları vardı, ayetler vardı. Günah diye değil de öyle bir kültür yoktu. 1975 senesinde ilk Fransa’ya gittiğimde sanatın ne kadar önemli olduğunu gördüm. Hanımın eniştesi galericiydi. Galerilerdeki kalabalıkları gördüm, müzelerdeki kalabalıkları gördüm. Galericileri tanıdım. Orada tesadüf bir iki sanatçı tanıdım. Geldim buraya, bir vesileyle birkaç sanatçı tanıdım. Baktım, bu güzel bir ortam. İnsanları düşünüdürüyor, bambaşka bir şey. O zamandan beri ileriye bakmayı seven bir yaratılışım var. Koku alırım. Burada iş var dedim.

Sanatın üç ayağı vardır: Bir sanatçı var, işin kökü yani işi yapan, bir onu değerlendirenler var, bir de onu alanlar var. Bunun en kolayı, alıcı tarafında olayım dedim yani üçüncü ayak. Bir de takdir görüyordum. Yurtdışından gelenler benim böyle koleksiyon yaptığımı, resimle ilgili olduğumu gördükleri zamanbeğenildiğini, doğru iş yaptığımı hissettim ve üstüne üstüne koya koya, koya koya devam ettim. Bugünlere kadar geldik. 

Koleksiyonunuz ne kadar sürede oluştu?

Bu tabii, çok geniş bir süre, elli seneye yakın yani bu işin içindeyim. 1996 senesinde çok önemli bir katalog yaptım. İlk özel koleksiyon kitabını yapmışız. Koleksiyonumun Türk resminin önemli bir kesitini gösterdiğini ve kalitesi itibariyle de çok iyi olduğunu söyleyeyim çünkü çok emek verilmiştir, çok vakit verilmiştir. Hiç böyle toplu işler alınmamıştır ve hepsi tek tek emekle, terle, kanla alınmış işlerdir derim. 

İlk Aldığınız İşlerden bahseder misiniz?

İlk Nejdat Kalay’ın işlerini aldım. Çok da beğeniyordum, hâlâ da beğeniyorum. Sanatçıydı. Ömrü vefa etmedi. Ondan sonra Burhan Uygur geldi 1975’te. Burhan’dan çok etkilendim. Başka bir tür insandı. Sanaçtıydı, Allah rahmet eylesin. Ondan sonra Burhan’ın ekolünü çok tanıdım. Komet ile çok arkadaş oldum. Cihat Burak’ı tanıdım. Onda da çok keyif aldım. İnanılmaz keyif aldım. Avni Bey’i tanıdım. Ondan da çok keyif aldım. Doğançay’ı tanıdım. Ve o dostane ilişki içinde iş yapıyordum. O zaman tabii, fazla bir galeri yoktu.

Son dönemde ne tür işler alıyorsunuz?

Korktuğum işleri de almaya başladım. Nereden çok korkuyordum: yurt dışından çok korkuyordum. Benim hiç alaka duyacağımı tahmin etmediğim işlere de bakıyorum şu an. Aşağı yukarı 10-15 senedir. Mesela fotoğrafla hiç ilgilenmezdim. Şimdi güzel fotoğraflara da bakıyorum ve fotoğraf çok beğeniyorum. Videoyla hiç ilgilenmezdim. Videoya da bakıyorum, videoları da alabiliyorum. Ve üç boyutlu işler. En son aldığım; bu sene belki iki tane iş aldım, bir tanesi de üç boyutlu. Bu son Ali Güreli’nin dilimin dönmediği ve hiç dönmeyecek de, o Contemporary İstanbul, o fuardan.

Bu süreçte hiç pişmanlık duydunuz mu?

Yurt dışından ürkmekle, yurt dışı resimlere bakıp kaçmakla en kötü yanlışı yaptığımı son zamanlarda anlamış bulunuyorum, son senelerde. Halbuki hiç korkmamak lazım. Şimdi yurtdışına da bakıyorum, fuarlara da gidiyorum. Valla dört-beş senede orada da tanınır olduk. Diyalog oldu, galeriler bizi tanıdı, biz galerileri tanıdık. O buradaki kaliteyi arttırmak, göz görgüsünü arttırmak açısından olmazsa olmazı bu işin. Ve bizim sanatımıza da katkısı olması açısından çok yararlı, hele bu dijital ortam çok kuvvetlendikten sonra. Şuan herkes her şeye o kadar çabuk ulaşıyor ki, her şeyin o kadar çok içinde ki… Şimdi her şeyi görerek sadece lokal kalmak çok da yanlıştı.

Sanat eseri alırken kriterleriniz, öncelikleriniz?

Son on senedir hiçbir zaman büyük bir iş almadım. Zaten niyetim de o değil. Yaptığımız iş olarak, ben mizacım olarak bilinmeyenin yani yeni bir şeyin peşindeyimdir. Dünyanın en iyi ressamından bir iş almak, alanları da yermiyorum, benim işim değil çünkü o zaten keşfedilmiştir. Son sekiz on senedir içeride olsun, dışarıda olsun sadece ve sadece bilmediğim işleri alıyorum. Çok nadirdir ki bildiğim işleri aldığım. Elin parmakları kadardır. On kişiden devamlı iş almışımdır son on senede. Daha ziyade gençlere yöneliyorum. Onlara destek vermek mecburiyetinde olduğumuzu, onun daha hayırlı olduğuna, daha yararlı olduğuna inanıyorum. Böylesine bu sanatın içinde yuvarlanıp gidiyoruz.

Şuan koleksiyonunuzda bulunan eserleri nerede sergiliyorsunuz?

Şimdi iki yerde galerim var. Özel galeri, mesela bu bulunduğunuz ortam, kırk elli kişi görmemiştir bile. Bir de Tuzla’da çok güzel bir galerimiz var. Bu sene niyetimiz Tuzla’yı halka açmak. Yani Ekim ayından itibaren her Cumartesi, Pazar beşer yüz kişinin geleceği bir organizasyon yapıp o biletleri mağazalardan vermek, o gelenlere de ikram yapmak niyetindeyim. Esasen Mecidiyeköy’de sanatsal bir ortam yaratmak istiyordum.Ama şartlar ona müsade etmedi.

Koleksiyonunuzun geleceği ile ilgili planlarınız neler?

Bu koleksiyonların en önemli tarafı paylaşımdır. Bazı resimler var ki beş senedir ben de görmüyorum. Çok birikimim var, bunu değerlendirmek istiyorum. Allah’ım o günleri bana göstersin. Ama biriyle olur, ama tek başıma olur, hedefim İstanbul’a bir sanat ortamı daha kazandırmak. Müze kelimesinde hiç hoşlanmıyorum. On tane resmi olan müze yapabiliyor. Ben daha geniş bir, sanatın konuşulduğu, yani yeni sanatçılara açık her sene en az yedi-sekiz sanatçı lanse eden, sanat toplantılar olan, onları çalışmaları olan bir yer meydana getirmek istiyorum. Ve bundan yine vazgeçmiş değilim. Şartlar tekrar değişirse ki Allah’a çok şükür şimdi düzeliyoruz, inşallah... O zaman ben yapacaktım, şimdi oğlumla beraber yapmak bana nasip olur. İnşallah. Böyle bir yerin hâlâ  heyecanı ve hayali içindeyim.

Online müzayedelerle ilgili görüşleriniz? Hiç Katıldınız mı?

Online müzayedeler çıktıkları zaman ben zaten müzayedelerden çok iş almıyordum. Koleksiyonum öylesine dolgun. Ben müzayede dışı, daha ilk sergilerden, yeni yapılanlardan... Yine aldımdı ama son beş-altı senedir müzayedelerden resim almıyorum. Online da hiç resim aldığımı hatırlamıyorum. İhtiyacım yoktu ona. Ama alınabilir. Yani hiç yadırgamıyorum, gayet de geçer akçe bir iştir.

Aldığınız son eser neydi? Kimin eseri, nereden ve ne zaman almıştınız?

Kızımın hediyesidir. Ali Güreli’nin fuarında, sanatçısını bilmiyorum, çok önemli bir toprak üstünde bir gemi. Gemi de bizim ailenim son vapurunun ismiydi, Selamet. İşi beğendim. Üç boyutlu bir şey. Ben biraz yasaklı olduğum için kızım bana aldı, onun için değeri son derece büyük. Selamet Vapuru, topraklar içinde. Çok değerli bir sanatçı bu sanatçı. Şöyle, İstanbul Modern’de limanlar sergisi yapılmıştı, orada da çok güzel işleri vardı. Bir tanker, böyle sekiz biçiminde bir tanker işi vardı. O sanatçı beni bağışlasın ismini bilmediğim için. İş güzeldi, isim önemli değil.

 Geçtiğimiz hafta Leonardo da Vinci’nin bir tablosu 450 Milyon Amerikan Doları’na satıldı ve sanat çevrelerince olumlu olumsuz geniş yankı buldu. Bununla ilgili sizin görüşlerinizi alabilir miyiz?

Eleştirmen değilim ama böyle fiyatların içinde çok büyük miktarda pazarlama olduğuna inanıyorum. Bizim piyasamızda tablolar satılırken onarıldı falan dedikleri zaman biraz değeri düşer. Burada iftiharla da bunun iki sene müddetle onarıldığından, tamir gördüğünden bahsediliyor. Bu bence değerinin içinde başka bir katmanların da olduğu bir iştir diye bana geliyor. sadece resim piyasasını konuşturan bir olaydır.

Şuana kadar “tüh bunu kaçırdım” dediğiniz sanat eseri oldu mu hiç?

Of, çok! Çok olmuştur. Hatırlamıyorum ama antikacıların bir lafı vardır; “sen hiç üzülme,  paran olduğunda her zaman iş vardır.” Yani ben de eser kaçırmışımdır. Ya geç kalmışımdır, ya gücüm yetmemiştir. Bazen galerinin oyununa gelmişimdir, tabi bu çok nadir.

 Sosyal medyayla aranız nasıl?

Maalesef Instagram’ı kullanıyorum son bir senedir. Üzülerek söylüyorum, çok vaktimi alıyor. Çok değer katan kişiler olduğu gibi çok da luzumsuz işler oluyor içinde. Onu ayırmak da vakit alıyor. Ne kadar yararlanıyorum, ne kadar yararlandım, diyorum, onu şu an ölçmüş değilim ama çok vakit aldığının sıkıntısı içindeyim. Galiba kaçacağım.

Son olarak, bildiğiniz gibi Salonantik olarak iki yıllık bir çalışma sonucu “İstanbul Antika Sanat Müzayede Rehberi” yayımladık. Bununla ilgili yorumlarınızı alabilir miyiz? 

Şöyle elime aldığım zaman dolgun bir şey, yeni bir şey, her şey var. Bu işe meraklı olanların her şeyi takip etmeleri lazım. Yani bilgi sahibı olunmadan hiçbir şey alınmaması lazım. Fikir söylemek kolay ama önce bilgi olması lazım. Şöyle baktığım zaman, insanları bilgilendirmek için çok katkılı bir iş olduğunu tahmin ediyorum. Çok güzelmiş…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Güncel Öne Çıkanlar

  • GÖBEKLİTEPE ABD'de "DR ÖZ" İLE TANITILACAK
    Ünlü Türk cerrah ve televizyon sunucusu Dr. Mehmet Öz, UNESCO Dünya Miras Listesi'ne alınan Şanlıurfa'daki Göbeklitepe'de edindiği bilgileri ve yaptığı röportajları, ABD'de yayımlanan "The Dr. Oz Show" isimli programında izleyicilerle paylaşacak.
    11 Temmuz 2018
  • ANTİKACILAR ÇARŞISI GEZME KILAVUZU
    Christie’s Interiors uzmanlarından Richard Nelson antika alımı yaparken nereleri gezmek gerektiğinden sorulması gereken sorulara son trendleri nasıl takip edebileceğinize dair ipuçlarını sıralıyor.
    23 Haziran 2018