Küçük Galeriler Kazanmasalar Da Fuarlara Neden Katılır?

images

4 Ocak 2018

Sanat fuarlarının yalnızca stantlarındaki tüm eserleri satan galerilerden, rahat ayakkabılardan ve yalnızca davetle katılabildiğiniz akşam yemeklerinden mi ibaret olduğunu sanıyorsunuz? Tekrar düşünün. Pek çok küçük ve orta boylu galeri için Basel’deki Art Basel Fuarı gibi fuarlar aslında başta yüz binlerce dolar ödemenizi gerektiren, stresten size tırnaklarınızı yediren ve neticede elinize bir şeyin geçeceğinin bir garantisinin olmadığı bir kumar.

Orta sınıf piyasası küçüledursun pek çok satıcı artık fuarlara gitmeyi karşılayamayacaklarını görmekteler – ne var ki gitmemeyi de karşılayamazlar. “Masrafların ne kadar olacağını önceden tahmin etmek çok güç olduğundan galerilerin bir fuara katılıp katılmayacaklarına karar vermeleri zor,” diyor Amsterdam Üniversitesi’nde uzmanlık alanı ekonomik sosyoloji olan Profesör Olay Velthuis. “İnsanlar fuarların küçük galerilerin zarar etmelerine sebep olduklarının farkında değiller.”

2000’de dünya çapındaki sayıları 55’i bulan ama 2014’te en az 180’e fırlamış olan fuarlar, TEFAF’ın 2015 sanat piyasası raporuna göre, orta piyasa satıcıları için ekonomik bir bulmacaya dönüşmüş durumdalar. Küçük bir galeriyle, büyük bir galeri önemli bir fuara katılmak için aşağı yukarı aynı fiyatı öder ama küçük galerilerin aldığı risk her şekilde daha büyüktür. Buna karşın potansiyel avantajları da daha büyüktür.

Arnet News’un galerilerle yaptığı bir ankete göre Miami Beach’teki Art Basel’a katılacak olan, çalışan sayıları 5 ile 35 arasında değişen galeriler katılımları için yapmak zorunda oldukları harcama – eserleri Miami’ya göndermekten, mobilya kiralamaya ve akşam yemekleri düzenlemeye kadar her şeyi dahil ettiğinizde – 120.000$ ile 275.000$ arasında değişiyor. Bir fuarın ana galerisinde bir stant kiralamanın baz fiyatı, stantın büyüklüğüne göre 50.000$ ile 100.000$ arasında değişiyor, küçük galerilerin genellikle yer aldıkları özel galerilerde stant kiralamanın bedeliyse yaklaşık 10.000$.

Tüm bunların üstüne çoğunlukla yeni sanatçıların eserlerini sergileyen küçük galerilerin kâr marjları, harcamalarına oranla daha küçük oluyor. Zira sattıkları eserlerin 1000.000$ ya da 1 milyon $’dan ziyade 10.000$’a satılıyor olacaklar. “David Zwirner Galeri olarak tek bir eser satıp eve iyice kâr etmiş olarak dönebilirsiniz ya da daha küçük bir eser satıp zararınızı güç bela karşılayabilirsiniz,” diyor Velthuis.

Bu yeni bir şey değil. Ne var ki orta piyasanın üstündeki baskı ve sanat fuarların artmakta olan popülaritesi durumu hepten kötüleştiriyor. “Galeriler bir yandan internet tarafından, bir yandan kaybetmekte oldukları sanatçılar tarafından, bir yandan da artmakta olan kiralar tarafından baskı altındalar,” diyor yakında çıkacak olan The Orange Balloon Dog: Bubles, Turmoil and Avarice in the Contemporary Art Market kitabının yazarı Don Thompson.

Aynı şekilde galeriler “fuarlara gitmek için de baskı altındalar çünkü artık insanlar galerilerin fiziksel mekânlarına daha az uğruyorlar,” diyor Velthuis. 2017 TEFAF Raporu’na göre ankete katılan satıcıların neredeyse %50’si fuarlara katılmanın masraflarını işleri hakkında duydukları beş endişenin başında gösterdiler.

Daha güçlü satıcılar daha büyük stantlar kiralayabilecek paraya sahip olduklarından – ve bazıları altı haneli harcamalar yapıp stantlarını dekorasyonunu ünlü tasarımcılara verebildiklerinden – küçük galeriler kendi özel masraflarını karşılamak zorundalar. Örneğin büyük galerilerin genel sigortalarına nazaran çok daha pahalı olan, kısa süreli sigortalar almak durumunda kalabilir, stantlarında durmaları için ek, geçici elemanlar işe almaları gerekebilir.

Bu galerilerin ödedikleri uçuş maliyeti ve nakliye masrafları da (ki bunlar toplamda 50.000$ tutabilir) büyük galeriler aşağı yukarı aynı olur. “10.000$’lı bir eserin nakliyesiyle, milyon dolarlık bir eserin nakliyesi arasında bir fiyat farkı yok,” diyor Thompson.

Fuar katılımının beraberinde getirdiği riskler küçük galeriler için büyük galerilerden çok daha ciddi. Galeriler kâr edemediklerinde, ki artnet News’un anketine katılan satıcılara göre bunun sıklığı %15 ile %50 arasında değişebilir, büyük galeriler nihai kâr-zarar hanelerine vurulacak bu kısa zamanlı darbeye daha iyi dayanabilirler.

“Büyük firmalar fuarlara işlerinin öteki yanlarını bozmadan katılmakta daha iyiler,” diyor New York’ta yaşayan ekonomist Benjamin Mandel. “Eğer masraflarınızın büyük bir kısmı sanat fuarlarına düzenli katılımla köşeye sıkıştırılıyorsa bunun bedelini firmanızın başka taraflarından, mesela sergilerinizin altyapılarına yaptığınız yatırımınızdan ya da sanatçılarınıza yaptığınız yatırımdan ödersiniz.”

Mandel ekonomistlerin “Washington elmaları etkisi” olarak adlandırdıkları duruma yenik düşebileceklerine dikkat çekiyor. Elma çiftliklerine ev sahipliği yapan Washington Eyaleti genellikle en iyi elmalarını ithal eder, orta halli elmalarını ise yerel marketlere satar. Aynı şekilde “küçük galeriler yalnızca en yüksek kaliteli mallarını sanat fuarlarına gönderirken, büyük galeriler fuarlarda tüm sanatçılarının ve eserlerinim kapsamlı örneklerini sergileyebilirler. Yani fuarlarda küçük galerilerin eser yelpazelerinde bir çarpıklık vardır.”

Küçük ve orta büyüklükteki galerilerin hakkı elit sanat fuarlarında yeniyorsa fuarlara katılmaya neden devam ediyorlar? Çünkü girdikleri riske, arada sırada ettikleri zarara ve katılıma ödedikleri yüksek fiyatlara karşın ankete katılan satıcıların büyük bir çoğunluğu yıllık satışlarının %20 ile %60’lık bir oranını bu fuarlarda gerçekleştirdiklerini belirttiler. (Bir satıcının söylediğine göre “dünyanın Kara Cuması olan – yani galerilerin o sene için borca girdikleri” Miami Beach’teki Art Basel’de bir keresinde 5 milyon $ kazanmış.)

Çoğu satıcı kısa zamanlı para kaybettiklerinde bile sanat fuarlarının galerilerinin geleceklerine ve ünlerine yaptıkları bir yatırım oldukları konusunda hemfikirler. “Bence eğer masrafları karşılayabiliyorsanız fuarların bu efora değecek girişimler olduklarını dediğimde bana herkes katılacaktır – bundan sonrası beklemeye ve emeğinizin meyvelerini toplayıp toplayamayacağınıza kalıyor,” diyor San Francisco’da yaşayan ve senede yedi fuara katılan satıcı Anthony Meier. “Bir satış ya da alım yapabilir, önemli birine yönlendirilebilir ya da bir sanatçıyla tanışabilirsiniz.”

Küçük galeriler, büyük galerilerin yanlarında stant kurduklarında orantısız olarak kâr da edebilirler. “Güçlü bir galerinin yanında olduğumuzda, onların bütçesiyle yarışamayacak bir bütçemiz olmasına karşın aynı koleksiyonculara ulaşabiliyorsak; bu bizim işimize yarayacak bir şey,” diyor New York’ta yaşayan satıcı Franklin Parrasch ve şunu da eklemekten geri kalmıyor; “neticede insanların ilgisini çekmek tamamıyla stantların kendilerine kalıyor.”

Piyasa baskısı sanat fuarlarını küçük ve orta büyüklükteki galeriler için gitgide daha da zorlu bir opsiyona çevirdiğinden uzmanlar bir şeylerin değişmesi gerektiği kanısındalar.

Barnard Koleji’nde asistan ekonomi profesörü olan Homa Zarghamee galerilerin marka fuarlara eğilmekten ziyade NADA ya da Independent gibi daha küçük ve daha ucuz fualara geçiş yapmaları gerektiği kanısında. Butik fuarların stant fiyatlarının Londra’daki Sunday’de görüldüğü gibi 2000£ kadar veya Roma’nın dışındaki Grand Palazzo’daki gibi 4000€ ve Paris Internationale’de görüldüğü gibi 4200-8222€, oldukça düşük oldukları göz önünde bulundurulunca bu kulağa oldukça mantıklı geliyor.

“Piyasa bu alanda bölünmeye başlayacak,” diyor Zarghamee. “Eğer siz Gap’seniz bir noktada Louis Vuitton ile yarışmaya çalışmayı kesmeniz gerekecek. Neticede sizin modeliniz farklı.”

Velthuis’un ortaya attığı önerilerden en ütopik olanı en güçlü galerilerin, daha küçük galerilerin fuarlara (var olan özel sergi salonlarının dışındaki) katılımlarını karşılamaları. “Komünitenin ve fuar organizatörlerinin karışık bir ekoloji sağlamanın ne kadar önemli olduğunu görecekleri bir senaryoyu hayal edebiliyorum,” diyor Velthuis. “Sağlıklı olanı bir piyasanın böyle bir yapıya sahip olması.”

Daha başkaları küçük galerilerin el birliği vererek stant masraflarını birlikte karşılayabilecekleri kanısındalar. “Orta kariyer piyasasının stant masrafları konusunda bir dönüş yapması gerektiği ve bunun anlaşabilen kişiler için iyi bir fırsat doğuracağı kanısındayım,” diyor Londra’daki Frieze Masters gibi birkaç fuara katılırken Düsseldorf’daki Schönewald Fine Arts Galerisi ile iş birliği yapan Anthony Meier.

Çözüm her ne olursa olsun aralarında bu yazı için bizlerle konuşan ve çoğu isimlerinin gizli tutulmasını seçen satıcıların da olduğu uzmanlar fuarların artık bir doyum noktasına ulaştıkları konusunda hemfikirler. Örneğin Mandel şu gözlemde bulunuyor: “Küresel sanat piyasası artık yavaşladığından sanat fuarlarının sıklıkları da yavaş yavaş azalacak diye düşünüyorum, buna paralel olarak da fuarların sayısında bir azalma görüleceğini düşünüyorum.”

O zamana dek sanat fuarları orta piyasayı sıkmakta olan geniş piyasa güçlerinin küçük evreni olmaya devam edecek. “Zirvede yoğun bir odağın olduğu bir dönemdeyiz – Çuvalla para kazanan galeriler de var, ceplerindeki bir iki kuruşla hayallerinin peşlerinde koşan galeriler de,” diyor New York’taki Postmasters Galerisi’nden Magda Sawon. “Tabii fuarlarda çuvalla para kazananlar da para kaybedenler kadar çok para harcıyorlar aslında. Bu tam bir kapitalist model – kimseden hayırseverliğin beklenmediği bir model – ve bir gerçek.”

Kaynak:

Çeviren: 

Güncel Öne Çıkanlar

  • SANAT İKİZİNİZ KİM?
    Yeni Google Arts & Culture uygulamasını artık dünyanın en ünlü sanat eserlerindeki ikizlerinizi bulmak için kullanabilirsiniz. Tek yapmanız gereken çektiğiniz selfinizi uygulamaya girip binlerce müze tablosu ve portresiyle karşılaştırmasını beklemek.
    22 Ocak 2018
  • İSVİÇRE MÜZESİ NAZİLERCE ÇALINAN ESERLERİNİ GERİ İSTİYOR
    Basel Sanat Müzesi’nin Yahudi sanat koleksiyoncusunun eserlerinin iadesini tekrar istemeyi düşünmeye başlaması üzerine İsviçre yine Nazi Dönemi’nden kalma bir sanat tartışmasının göbeğine düştü.
    18 Ocak 2018